| SEVGİ VADİSİ Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde çok uzak ülkelerin birinde, çiçekler ve yeşillikler içinde, sanki cennetten akıp gelen ırmakların çevrelediği topraklar üzerinde, evleri ve yolları da yürekleri gibi kapkara olan, birbirine düşman iki köy varmış. İlk köyümüzde yaşayan insanlar kıskanç, gururlu, hoşgörüsüz ve de çok inatçıymış. İkinci köyde yaşayanlar da birinci köyde yaşayanlardan pek farklı değilmiş. Hiç kimse diğerinin iyiliğini istemez, komşusunun veya bir yakınının başına bir felaket gelse yardım etmezmiş. İşte bu özellikleri kalplerini kapkara ettiği için, evlerini, dükkanlarını, yollarını, okullarını bile siyaha boyamışlar. Yüksek dağlardan yemyeşil vadiyi izlemek isteyenler, kara birer leke gibi tüm vadinin güzelliğini gölgeleyen bu köyleri görünce hayretler içinde kalırlarmış. Günler günleri, yıllar yılları kovalamış. Her iki köyde yaşayanlar sürekli birbirlerine kin beslemeye, para, mal, toprak kavgası yapmaya devam ederlerken çok ilginç bir olay yaşanmış. Birdenbire köydeki evlerden birinin örümcek ağları ile bezeli penceresinden bir ışık adeta köyü aydınlatmış. Bu parıltıyı görenler yardım etmeye gitmek bir tarafa, o evde üç ay önce kocası öldüğü için yalnız yaşayan fakir ve kimsesiz kadının evde yangın çıkardığını düşünerek kalan malları nasıl paylaşacaklarının kavgasını yapmaya başlamışlar. Oysa evde yangın çıkmamış veya patlama olmamış, o kimsesiz fakir kadın tek başına dünyalar güzeli bir kız dünyaya getirmişti. Ne gariptir ki; bebek dünyaya gözlerini açar açmaz sanki ilahi bir ışık önce evi, sonra köyü sonra da o koskoca vadiyi sarmıştı. Ne var ki; köylüler bu olayı yine kötü yorumlayıp, gariban kadını büyücülükle suçlamışlar ve köyden zorla göç etmeye zorlamışlardı. Çaresiz kadın yanına birkaç eşyasını ve bebeğini alarak diğer köyün yolunu tuttu. Sığınabileceği başka bir yer yoktu. Ömrü boyunca bırakın vadinin dışına çıkmayı, köyünden bile dışarıya çıkmamıştı. Zorlu bir yolculuktan sonra köye varan kadının hikayesi ne yazık ki kendisinden önce ulaşmıştı buraya. Köylüler kadını daha görür görmez yardım etmek yerine taşlarla sopalarla kovalamaya başladı. Umudu bir kez daha tükenen kadın çaresizlik içinde vadinin yüksek tepelerinden birinde bulunan ıssız bir mağaraya sığındı. Zorlu şartlara rağmen bebeği onu hayata bağlıyordu. O buz gibi uzun gecelerde bebeğine baktıkça içi ısınıyor, kendi çocukluğunu hatırlıyordu. Etrafındaki insanların etkisi ile taşlanan yüreği hızla erimeye, sevgi ile dolmaya başlamıştı. Artık bambaşka birisi olmuştu. Günler geçtikçe bebeği büyüyordu. Ona okuma yazmayı öğretti önce. Daha sonra da diğer insanlar gibi olmaması için sevmeyi, saymayı öğretti çocuğuna. Bir bahar sabahında vadinin yüksek tepesinde gezerlerken dev gibi bir kayayı fark ettiler. Kaya o kadar büyük olmasına rağmen daha önce dikkatlerini çekmemişti. Çünkü kayanın altı önceden bu kadar oyuk değildi. Dağlardan akıp gelen kar suları kayanın altını tamamen oymuştu. Çocuk bile hafifçe itekleyecek olsa kaya yerinden kopup iki köyü de yerle bir edecekti. Kadın köylülerin kendisine yaptıklarını hiçe sayarak çabalamaya başlamıştı. Ne de olsa orada yaşayanlar insandı ve hemen hepsini tanıyordu. Aklına ilk gelen köylere haber vermekti; ama her iki köye birden nasıl yetişecekti. Bir telaş içinde kadın bir köye, çocuk diğer köye koşarak durumu anlattı köylülere. Köylüler ellerine kazma kürek ne geçirdiyse koşup geldi kayanın yanına. İki köyün insanları da önceden olanları unutarak elbirliği içinde kayanın altını doldurdular. Artık kaya köylerini tehdit etmiyordu. Bir zamanlar köylerinden attıkları bu kadın ve çocuğu hayatlarını kurtarmıştı ve daha önemlisi yardımlaşmanın farkına varmışlardı. Öyle ya, yardımlaşmasalardı her şey daha farklı olacaktı. Orada bir karar verdiler. Geçmişi tamamen unutacak, sevgi ve saygı içinde yardımlaşarak yaşayacaklardı. Bu karar orada yaşayanların tüm hayatını değiştirmişti. Kalpleri sevgi ile dolan insanlar bir zamanlar siyaha boyadıkları evlerini artık rengarenk boyamaya başlamışlardı. Etrafları renklendikçe güzelliklerin daha da çok farkına varmaya başladılar. Kimsesiz kadının evini de elbirliği içinde tamir ederek geçmişte yaptıkları hatayı affettirdiler. Vadinin ismi de artık “Sevgi Vadisi” olmuştu. Vadiyi izleyenler doyumsuz güzelliğin yanında rengarenk evleri görünce adeta büyüleniyorlardı. Kadın ve çocuğu vadinin kaderini değiştirdiklerinin farkına bile varmadan uzun yıllar mutlu bir şekilde yaşayıp gittiler. Onlar erdi muradına, biz çıkalım kerevetine. Cansu Alp 6/A 1433 Irmak okullarının düzenlediği Dünya çocuklarından masallar küçük kalemler yarışması sırasında tanıdığım gönlü sevginin gücünün farkında olan CANSU ALP in izniyle masalını sitemde yayınlamaktan son derece mutluyum, seni tanıdığımada çok sevindim, gönlünde sevgi hiç eksik olmasın. Sevgi ile kal Murat Güldoğan |
26 Nisan 2007 Perşembe
sevgi vadisi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
0 yorum:
Yorum Gönder