Bugünden itibaren sevgi adına değer bulduğum kitap ve yazıları sizlere bu köşeden bildirmeyi düşünüyorum.
Bu haftaki kitabımız AİLE BİLGELİĞİ yazarımız ROBIN SHARMA eğitimle uğraşıyorsanız ve anne , baba, anneanne, babaanne olarak çocuklarımıza faydalı olmak için okumanızda fayda olacağı kanısındayım, kitaptaki bence çok önemli sözler içeren bir şiirle bugünkü tanıtımıma son veriyorum.
sevgi ile kalın
ÜZERİNDE MİNİK GÖZLER VAR
VE GECE GÜNDÜZ İZLİYORLAR.
MİNİK MİNİK KULAKLAR VAR,
HER KELİMENİ HIZLA KAPIYORLAR.
MİNİK ELLER VAR,
HER YAPTIĞINI YAPMAYA HEVESLİ;
VE MİNİK BİR ÇOCUK VAR
SENİN GİBİ OLACAĞI GÜNÜ HAYAL EDEN.
MİNİK ADAMIN İLAHI SENSİN;
SEN BİLGELERİN BİLGESİSİN.
ONUN MİNİK ZİHNİNDE SENİNLE İLGİLİ ŞÜPHE YOKTUR.
SANA İÇTEN İNANIR,
SÖYLEDİKLERİNE TUTUNUR VE YAPAR;
O DA SÖYLEYECEK VE YAPACAK
BÜYÜYÜPTE SENİN GİBİ OLUNCA.
GÖZLERİNİ KOCAMAN AÇMIŞ MİNİK BİR ÇOCUK VAR
SENİN HEP DOĞRU OLDUĞUNA İNANAN;
VE GÖZLERİ HEP AÇIKTIR,
VE GECE GÜNDÜZ İZLER.
SEN ONA ÖRNEK OLURSUN
HERGÜN HER YAPTIĞINLA,
ÇÜNKÜ O MİNİK ÇOCUK BÜYÜYÜP
SENİN GİBİ OLMAYI BEKLER.
ANONİM
29 Nisan 2007 Pazar
26 Nisan 2007 Perşembe
sevgi vadisi
| SEVGİ VADİSİ Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde çok uzak ülkelerin birinde, çiçekler ve yeşillikler içinde, sanki cennetten akıp gelen ırmakların çevrelediği topraklar üzerinde, evleri ve yolları da yürekleri gibi kapkara olan, birbirine düşman iki köy varmış. İlk köyümüzde yaşayan insanlar kıskanç, gururlu, hoşgörüsüz ve de çok inatçıymış. İkinci köyde yaşayanlar da birinci köyde yaşayanlardan pek farklı değilmiş. Hiç kimse diğerinin iyiliğini istemez, komşusunun veya bir yakınının başına bir felaket gelse yardım etmezmiş. İşte bu özellikleri kalplerini kapkara ettiği için, evlerini, dükkanlarını, yollarını, okullarını bile siyaha boyamışlar. Yüksek dağlardan yemyeşil vadiyi izlemek isteyenler, kara birer leke gibi tüm vadinin güzelliğini gölgeleyen bu köyleri görünce hayretler içinde kalırlarmış. Günler günleri, yıllar yılları kovalamış. Her iki köyde yaşayanlar sürekli birbirlerine kin beslemeye, para, mal, toprak kavgası yapmaya devam ederlerken çok ilginç bir olay yaşanmış. Birdenbire köydeki evlerden birinin örümcek ağları ile bezeli penceresinden bir ışık adeta köyü aydınlatmış. Bu parıltıyı görenler yardım etmeye gitmek bir tarafa, o evde üç ay önce kocası öldüğü için yalnız yaşayan fakir ve kimsesiz kadının evde yangın çıkardığını düşünerek kalan malları nasıl paylaşacaklarının kavgasını yapmaya başlamışlar. Oysa evde yangın çıkmamış veya patlama olmamış, o kimsesiz fakir kadın tek başına dünyalar güzeli bir kız dünyaya getirmişti. Ne gariptir ki; bebek dünyaya gözlerini açar açmaz sanki ilahi bir ışık önce evi, sonra köyü sonra da o koskoca vadiyi sarmıştı. Ne var ki; köylüler bu olayı yine kötü yorumlayıp, gariban kadını büyücülükle suçlamışlar ve köyden zorla göç etmeye zorlamışlardı. Çaresiz kadın yanına birkaç eşyasını ve bebeğini alarak diğer köyün yolunu tuttu. Sığınabileceği başka bir yer yoktu. Ömrü boyunca bırakın vadinin dışına çıkmayı, köyünden bile dışarıya çıkmamıştı. Zorlu bir yolculuktan sonra köye varan kadının hikayesi ne yazık ki kendisinden önce ulaşmıştı buraya. Köylüler kadını daha görür görmez yardım etmek yerine taşlarla sopalarla kovalamaya başladı. Umudu bir kez daha tükenen kadın çaresizlik içinde vadinin yüksek tepelerinden birinde bulunan ıssız bir mağaraya sığındı. Zorlu şartlara rağmen bebeği onu hayata bağlıyordu. O buz gibi uzun gecelerde bebeğine baktıkça içi ısınıyor, kendi çocukluğunu hatırlıyordu. Etrafındaki insanların etkisi ile taşlanan yüreği hızla erimeye, sevgi ile dolmaya başlamıştı. Artık bambaşka birisi olmuştu. Günler geçtikçe bebeği büyüyordu. Ona okuma yazmayı öğretti önce. Daha sonra da diğer insanlar gibi olmaması için sevmeyi, saymayı öğretti çocuğuna. Bir bahar sabahında vadinin yüksek tepesinde gezerlerken dev gibi bir kayayı fark ettiler. Kaya o kadar büyük olmasına rağmen daha önce dikkatlerini çekmemişti. Çünkü kayanın altı önceden bu kadar oyuk değildi. Dağlardan akıp gelen kar suları kayanın altını tamamen oymuştu. Çocuk bile hafifçe itekleyecek olsa kaya yerinden kopup iki köyü de yerle bir edecekti. Kadın köylülerin kendisine yaptıklarını hiçe sayarak çabalamaya başlamıştı. Ne de olsa orada yaşayanlar insandı ve hemen hepsini tanıyordu. Aklına ilk gelen köylere haber vermekti; ama her iki köye birden nasıl yetişecekti. Bir telaş içinde kadın bir köye, çocuk diğer köye koşarak durumu anlattı köylülere. Köylüler ellerine kazma kürek ne geçirdiyse koşup geldi kayanın yanına. İki köyün insanları da önceden olanları unutarak elbirliği içinde kayanın altını doldurdular. Artık kaya köylerini tehdit etmiyordu. Bir zamanlar köylerinden attıkları bu kadın ve çocuğu hayatlarını kurtarmıştı ve daha önemlisi yardımlaşmanın farkına varmışlardı. Öyle ya, yardımlaşmasalardı her şey daha farklı olacaktı. Orada bir karar verdiler. Geçmişi tamamen unutacak, sevgi ve saygı içinde yardımlaşarak yaşayacaklardı. Bu karar orada yaşayanların tüm hayatını değiştirmişti. Kalpleri sevgi ile dolan insanlar bir zamanlar siyaha boyadıkları evlerini artık rengarenk boyamaya başlamışlardı. Etrafları renklendikçe güzelliklerin daha da çok farkına varmaya başladılar. Kimsesiz kadının evini de elbirliği içinde tamir ederek geçmişte yaptıkları hatayı affettirdiler. Vadinin ismi de artık “Sevgi Vadisi” olmuştu. Vadiyi izleyenler doyumsuz güzelliğin yanında rengarenk evleri görünce adeta büyüleniyorlardı. Kadın ve çocuğu vadinin kaderini değiştirdiklerinin farkına bile varmadan uzun yıllar mutlu bir şekilde yaşayıp gittiler. Onlar erdi muradına, biz çıkalım kerevetine. Cansu Alp 6/A 1433 Irmak okullarının düzenlediği Dünya çocuklarından masallar küçük kalemler yarışması sırasında tanıdığım gönlü sevginin gücünün farkında olan CANSU ALP in izniyle masalını sitemde yayınlamaktan son derece mutluyum, seni tanıdığımada çok sevindim, gönlünde sevgi hiç eksik olmasın. Sevgi ile kal Murat Güldoğan |
25 Nisan 2007 Çarşamba
KIRLANGICIN AŞKI
| Kırlangıcın biri, bir adama aşık olmuş. Pencerenin önüne konmuş, >bütün cesaretini toplamış, güzel tüylerini kabartmış, güzel >durduğuna ikna olduktan sonra, küçük sevimli gagasıyla cama vurmuş. Tık... >Tık...Tık... >Adam cama bakmış. Ama içeride kendi işleriyle uğrayormuş. Meşgulüm! >Kimmiş onu işinden alıkoyan? Minik bir kırlangıç! Heyecanlı kırlangıç, >herşeyi göze alarak, deriiin bir nefes almış ve şirin gagasından, sözcükler dökülmeye başlamış. >"Hey adam! Ben seni seviyorum. Nedenini sorma. Uzun zamandır seni izliyorum. Bugün cesaret buldum konuşmaya. Lütfen pencereyi aç ve beni içeri al. Birlikte yaşayalım." >Adam birden parlamış: "Yok daha neler? Durduk yerde sen de nerden çıktın >şimdi? Olmaz, alamam?" demiş. Gerekçesi de pek sersemceymiş: Sen bir kuşsun! Hiç kuş, insana aşık olur mu? >Kırlangıç üzülmüş... Ama pes etmemiş, bir süre sonra tekrar >pencereye gelmiş, gülümseyerek bir kez daha şansını denemiş: "Adam, adam! Hadi aç artık şu pencereni. Al beni içeri! Ben sana dost olurum. Hiç canını sıkmam! " >Adam kararlı, adam ısrarlı: "Yok, yok ben seni içeri alamam" demiş. >Biraz da kaba mıyşım, neymiş lafı kısa kesmiş. "işim gücüm var, git başımdan." >Aradan bir zaman geçmiş, kırlangıç son kez adamın penceresine >gelmiş: "Bak soğuklar da başladı, üşüyorum dışarıda. Aç şu pencereyi al beni içeri. >Yoksa, sıcak yerlere göç etmek zorunda kalırım. Çünkü ben ancak >sıcakta yaşarım. Pişman olmazsın, seni eğlendiririm. Birlikte yemek yeriz, >bak hem sen de yalnızsın yalnızlığını paylaşırım" demiş. > >BAZILARI GERÇEKLERİ DUYMAYI SEVMEZMİŞ! Adam bu yalnzlık meselesine içerlemiş. Pek bir sinirlenmiş: "Ben yalnızlığımdan memnunum",demiş. >Kuştan onu rahat bırakmasını istemiş. Düpedüz kovmuş. Kırlangıç, son denemesinden de başarsızlkla çıkınca, banane demiş çekip gitmiş.>Yine aradan zaman geçmiş. Adam, önce düşünmüş, sonra kendi kendine >itiraf etmiş: "Hay benim akılsız başım"; demiş. "Ne kadar aptallık ettim! >Beklenmedik bir anda karşıma çıkan bir dostluk fırsatını teptim. >Niye onun teklifini kabul etmedim ki? şimdi böyle kös kös yapayalnız oturacağıma, >keyifli vakit geçirirdik birlikte" demiş kendi kendine. Pişman olmuş >olmasına ama iş işten geçmiş. Yine de kendi kendini rahatlatmayı >ihmal etmemiş: "Sıcaklar başlayınca, beni seven kırlangıcım nasıl olsa >yine gelir. Ben de onu içeri alır, mutlu bir hayat süreriz." Ve çok >uzunca bir süre, sıcaklarn gelmesini beklemiş. Gözleri hep penceredeymiş. Yaz gelmiş, >başka kırlangıçlar gelmiş. Ama... Onu seven kırlangıç hiç gelmemiş. >Yazın sonuna kadar penceresi açık beklemiş ama boşuna. Kırlangıç yokmuş! >Gelen başka kırlangıçlara sormuş ama gören olmamış. >Sonunda bilgi almak için bir bilge kişiye gitmiş. Olanları anlatmış. >Bilge kişi gözlerini adama dikmiş ve demiş ki: "KIRLANGIÇLARIN ÖMRÜ 6 AYDIR...." > >HAYATTA BAZI FIRSATLAR VARDIR, SADECE BİR KEZ ELiNiZE GEÇER VE >DEĞERLENDİRMEZSENİZ UÇUP GİDER! HAYATTA BAZI İNSANLAR VARDIR, SADECE >BiR KEZ KARŞINIZA ÇIKAR; DEĞERİNİ BİLMEZSENİZ KAÇIP GİDERLER! VE ASLA GERİ DÖNMEZLER! >Dikkatli olun... Farkında olun... Ve bir düşünün bakalım; Acaba siz >bugüne >kadar pencerenizden kaç kırlangıç >kovaladınız....? |
700 YILLIK ALTIN ÖĞÜT
| Aşağıda ünlü İslam Alimi, Şeyh Edeb-Ali'nin verdiği öğütleri anlatan bir yazı. Çok hoşuma gitti. Neredeyse 700 yıl önce söylenmiş ama hiç mi hiç eskimemiş. Tüm zamanlar için geçerli."Oğul insanlar vardır şafak vaktinde doğar, akşam ezanında ölürler. Avun oğlum avun. Güçlüsün, kuvvetlisin, akıllısın, kelamlısın, ama bunları nerede, nasıl kullanacağını bilemezsen sabah rüzgarında savrulur gidersin...Öfken ve nefsin bir olup aklını yener. Daima sabırlı, sebatlı ve iradene sahip olasın. Dünya senin gözlerinin gördüğü gibi büyük değildir. Bütün fethedilmemiş gizemler, bilinmeyenler, görülmeyenler ancak senin fazilet erdemlerinle gün ışığına çıkacaktır. Ananı, atanı say, bereket büyüklerle beraberdir. Bu dünyada inancını kaybedersen, yeşilken çorak olur, çölleredönersin. Açık sözlü ol, her sözü üstüne alma. Gördün söyleme, bildin bilme.Sevildiğin yere sık gidip gelme, kalkar muhabbetin itibar olmaz.Üç kişiye acı:* Cahiller arasındaki alime,* Zenginken fakir düşene,* Hatırlı iken itibarını kaybedene.Unutma ki, yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir. Haklı olduğunda mücadeleden korkma."Bilesin ki atın iyisine DORU,""Yiğidin iyisine DELİ derler." |
24 Nisan 2007 Salı
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)